Birleşik Krallık'ta Tek Adam Rejimi: Cromwell

İngiliz kraliyeti ve demokrasisi "Cromwell faciası"nı atlatması bir asırdan fazla sürecekti

  • | Son Güncelleme:
  • | Yeni Günaydın

İmparatorluklarda ve dahi krallıklarda tahta geçmek için yalnızca kudretli olmak yetmez. Ailenin soyunda aranan bir de "mavi kan" olarak tanımlanan bir üst aristokrasiye sahip olmanız gerekir. 

Bu durum yalnızca Batılılara has bir durum olarak değerlendirirseniz fena halde yanılırsınız.

Sultan İbrahim'in (Deli Padişah) sergüzeştini hatırlayalım.

Dördüncü Murad'ın vefatı sonrası tahta geçen Sultan İbrahim, ruhi bunalımlar içerisindeydi.

En önemlisi de Osmanlı soyu Sultan İbrahim ile tükenmenin eşiğindeydi. Öyle ki hanedanın "Kırım Hanlığı"na geçmesi en ciddi çözüm yollarından birisi olarak tartışılıyordu.

Sultan İbrahim, yaşadığı bunalımı bir hatt-ı hümayunda şu naif ifadelerden temaşa edebiliyoruz:

Sancı deyu yatırum, kâh arkama gelür, irkilür, kulaklarım tıkalur... Şöyle sıkılmam vardır ki ölüyorum, gayetle halim yaman olmuştur, … Pek halim mükedder, mizacımda küdûrat vardır, … Göreyim seni bu benim derdime nice çare çalışursuz, … Beni seversen buna çare bulasın, ona buna sorasın.

(Tayyip Gökbilgin,
"İbrahim", İslam Ansiklopedisi)

Padişahın derdine derman olacak ve Osmanoğlu hanedanlığını yok oluştan kurtaracak kişi doğru dürüst medrese tahsili dahi olmayan; büyü, muska ve cincilikle geçimini sağlayan Safranbolulu Hüseyin Efendi isimli bir zat olacaktı.

Dikkat ederseniz, Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi durumunda en güçlü vezir ya da komutan değil de Kırım Hanedanlığı'ndan birisinin getirilip Osmanlı tahtına geçirilmesi düşünülüyordu. 

Bunun sebebi Kırım Hanlığı'nın taşıdığı düşünülen "mavi kan"dı. Yani bir ailenin kut'u ve soyluluğu yalnızca Batılıların ilgilendiği bir konu değildi.

Elbette bu durum Batı'da çok daha önemliydi, bakalım bu duruma isyan edip kral olmaya çalışan bir köylü kılıklı adamın başına neler gelmişti.

Mavi kan geleneğini yıkmaya çalışan Cromwell

Oliver Cromwell, parlak suratlı peruklu İngiliz bürokrasisinin ortasında görünümüyle sıradan bir vatandaşa benziyor; hatta köylüden pek farkı bulunmuyordu. 

Bu görünümüne rağmen milletvekili Cromwell; güçlü bir hitabet, korkusuz duruşu ve dindarlığı ile kısa sürede herkesin saygı duyduğu bir isme dönüşmüştü. 

Cromwell, tüm hiddetini kötülüğün başı olarak gördüğü Kral I Charles'a (Stuart) yöneltti. Mutlak rejimi elinde bulunduran Charles, parlamento üzerindeki ağırlığını artırıyor ve şatafat içinde halkın taleplerini görmezden geliyordu.

Charles hegemonyasını artırdıkça Cromwell de muhalefetin dozunu yükseltiyordu. Nihayet Kralın müsrif bütçe talepleri Mecliste reddedilince Saray rejimi demokrasiye darbe vurmak için harekete geçti. 

Cromwell meşhur İtiraznamesini yazarak Krala meydan okunmaktan çekinmedi. Büyük Britanya'da parlamento ve saray arasında resmen savaş başlamıştı. 

Sezar'ın meşhur deyimiyle "Zarlar atıldı" artık ya Kral parlamentoyu tahakküm altına alacaktı ya da parlamento Kralın yetkilerini sınırlandıracaktı. 

Kral beraberindeki yüzlerce askerle Meclis binasını bastı ve içlerinde Cromwell'in de olduğu bazı milletvekillerini ele geçirmeye çalıştı.

Kralın bu askeri darbesi ülkede bir iç savaşa neden oldu, bu kaotik durum 1651'e kadar sürecekti.

Bu savaşta o zamana kadar adı sanı pek de bilinmeyen 43 yaşındaki Cromwell biranda halk kahramanı bir özgürlük savaşçısına dönüşecekti. 

Cromwell'in en büyük şansı iyi bir dindar olması Kralın ise Kilise'nin iradesini tanımayan bir karaktere sahip olmasıydı.

Bu sayede parlamentoya inanlar ve dindarlar arasında çok güçlü bir ittifak oluştu. Ayrıca Cromwell'in Tanrı vergisi komutanlık yetenekleri iç savaş sırasında son derece karizmatik bir lidere dönüşmesini sağladı. 

Cromwell, kısa sürede Krala karşı oluşturulan ordunun başkomutanı olarak atandı.

Daha önemlisi, tüm stratejik kararları coşkulu halk kitlelerinin ve rahiplerin içerisinde aldı. Bu sayede hem halk hem de kiliseyi yanına almış oluyordu. 

Cromwell, öylesine güçlendi ki bu kez meclis artık ondan kurtulmak adına krala yanaşmaya başladı; fakat şok bir haber meclisi sarsacaktı. Kral kaçmış ve Wight adasına sığınmıştı.

Parlamento için Krala savaş açan Cromwell, meclisin bu ihanetini asla unutmayacaktı. Ordusuyla Londra'yı işgal ettiğinde tam 60 milletvekilini tutukladı.

Kral Charles'e savaş ilan edilmesinin gerekçesi sadece 5 milletvekilini tutuklamaya teşebbüs etmesiydi oysa.

30 Ocak 1648'de Kral Charles ve ailesini idam etmeyi başaran Cromwell artık ülkenin mutlak lideriydi; ama hala kral değildi ve ülkede bir kral da yoktu.

Kralı deviren Cromwell meclise gelerek "In the Name of God" olarak bilinen meşhur konuşmayı yaptı:

Meclisi yaptığınız her icraat ile kirletmenize ve itibarsızlaştırmanıza artık kalıcı bir son vermeye geldim. 

Siz ki fitneci, fesatçı meclis üyeleri, siz ki iyi bir hükümet olmak dışındaki her şey!!! 

Kiralık sefil yaratıklar, zavallılar, ülkenizi en küçük şahsi çıkar adına satılığa çıkaranlar, birkaç kuruş için Tanrı'ya ihanet edenler, içinizde bir parça da olsun erdem kalmadı mı? 

Bir parça vicdan da mı yok? 

Atım kadar bile dindar değilsiniz! 

Altın sizin yeni Tanrı'nız olmuş! 

Satılığa çıkarmadığınız bir değer de kalmadı! 

Ulusunuz adına iyi bir şey düşünemez misiniz? 

Sizi çıkarcı sürüsü, bulunduğunuz bu kutsal meclisi, o varlığınızla kirletiyorsunuz! Tanrı'nın kutsadığı bu meclisi, ahlak yoksunu davranışlarınızla hırsızların ini haline çevirdiniz! Halkın size verdiği yetkiyi kötüye kullandınız.

Siz ki, halkın umutsuz dertlerine çare olmalıydınız. Kendiniz halka en büyük dert kaynağı oldunuz! Ama ülkeniz beni asırlardan beri temizlenmemiş bu ahırı temizlemeye çağırdı! Ve bu gücü de bana Tanrı verdi. Bu şeytan ocağını yönetmeye geldim. Vay halinize! Şimdi derhal defolun!!! 

Acele edin rüşvetin köleleri! Acele edin, gidin! Süslü saltanat eşyalarınızı alın ve defolup gidin!

(Çeviri, Zeynep Oral'ın köşesinden alınmıştır, Cumhuriyet)

Cromwell'in meclis darbesine "alçaklık" diyen vekile verdiği cevap da manidardı: 

Öyle mi? Eğer isteseydiniz bugün olanların hepsine engel olabilirdiniz, ama yapmadınız, istemediniz! Demek Tanrı sizin bu kutsal yerden böyle çıkmanızı arzu etmiş, ne yapalım?

Kralı idam eden Cromwell bu kez ordularıyla kralın oğlunun üzerine yürümüş ve onu da mağlup etmeyi başarmıştı. 

Cromwell İngiltere'ye tamamen hâkim olduktan sonra tehlikeli hayaller kurmaya başladı. En büyük arzusu bir Protestan ordusu kurarak Katolik Roma'yı dize getirmekti. 

Bu hayallerine ulaşamadı; ama İngiltere'yi tam 5 yıl diktatörlükle yönetti. Meclisin namusunu korumak için çıktığı yolda İngiltere tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir diktatörlük kurdu.

Ömrünün kısa olması Avrupa'yı ve bilhassa Roma'yı büyük bir tehditten kurtarmıştı. Onun ölümünden sonra oğlu "Kral Muhafızı" olarak yerine geçse de Cromwell nihayetinde bir "mavi kanlı" değildi dolayısıyla iktidarı onunla berber son buldu. 

İngiliz kraliyeti ve demokrasisi "Cromwell faciası"nı atlatması bir asırdan fazla sürecekti.

 

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış.İlk yorum yapan sen ol...

Yorum Yap

Bu Alan Boş Bırakılamaz
Bu Alan Boş Bırakılamaz
Yorum Yapma Şartlarını Kabul Etmediniz